Günümüzde kahve içtikten sonra fal baktırmak adeti veya yılın belli zamanlarında astroloji uzmanlarına danışmak kimbilir belki de binlerce yıl önce kehanete inanan insanlardan gelen genetik bir mirasdır. Lezzetli bir kahvenin ardından dilek tutularak ters çevrilen kahve fincanının soğumasını beklerken hissedilen merak duygusu binlerce yıl önce bir  tapınağın avlusunda bir kâhini beklerken hissedilenden ne kadar farklıdır? Gelecekte nelerin olacağına dair duyulan merak aynı olsa dahi geleceği okuyan kişi, kehanette bulunma ve kehanetleri belgeleme yöntemleri farklıdır. Anadolu ve Mezopotamya’da yapılmış olan kazılardan 4000 yıl öncesine ait çok sayıda kil tablet ele geçmiştir. Bunlardan bazıları ise gelecekten bilgi veren kâhinlerin kütüphanelerini oluşturmaktadır. Geleceğe dair doğaüstü işaretler olarak  kabul ettiklerini kil tabletlere yazmışlardır. Karmaşık ve edebi bir alan olan kehanette bulunma, hayvanların iç organlarını, Gökyüzünün bir alanını, insan vücudunun bir parçasını veya yılın bir ayını temel alan bir belge olarak hazırlanmaktadır. Tekrar tekrar kopyalanan kehanetler böylece nesilden nesile geçerek farklı bölgelere yayılmışlardır. Örneğin Gökyüzü ile ilgili olanlarda Ay tutulmaları öne çıkmaktadır.

Eğer Ay sarıysa ve sol boynuzu sivrileşmiş, sağ boynuzu körelmiş ise önümüzdeki iki yıl boyunca bahar iyi geçecektir”

Eğer Ayın boynuzları koyu bir renk almışsa, o ülkeye uzlaşma ve huzur gelecektir

Gökyüzü kehanetlerinin yazıldığı tabletler (Enuma Anu Enlil-Babil astrolojisi)

 

” Eğer karaciğerde bir “silah izi” varsa ve sağ taraftan sol tarafa doğru belirginleşiyorsa, ordu düşmanlarına karşı zafer kazanacaktır”

Karaciğer şekli verilmiş ve kilden yapılmış Akkad dilinde yazılmış bir kil tablet (Eski Babil dönemi)

Arkeolojik kazılarda bulunan  ve önemli evrensel  bilgiler içeren bu kilden yapılmış tabletlerin toprak altında her türlü tahribata rağmen korunmuş olmaları büyük bir şans. Kahinlerin kütüphanesini oluşturan bu tabletler günümüzün müzelerinde korunmaya devam ederek geçmişin gizemini aydınlatmaktadırlar. Daha geç dönemlerde ise papirüs ve parşomen kağıtlarına yazılan kehanetlerin bir kısmı kil tabletlerde olduğu gibi günümüzün kitaplarında dolayısıyla kütüphanelerde çoktan yerlerini almışlardır.

Kehanetlerin yazıldığı farklı formlarda şekillendirilen kil tabletler