
(Su perileri nimfalara sunulan kurban, Pitsa panosu MÖ 540 Atina Arkeoloji Müzesi)
İbranice ve Arapça kökenli bir kelime olan korban-kurban Türkçede Allaha yakın olma anlamına gelmektedir. Latincede ise ‘kutsal kabul edilen’ (sacrificium) anlamında İlahi varlığa sunulan kanlı veya kansız adaklara verilen bir isimdir.
Yukarıda görülen resim günümüzden yaklaşık 2600 yıl önce yapılmış olan bir kurban ritüelini anlatmaktadır. Müzik ve dans eşliğinde yapılan bu törende bir kuzu su perilerine kurban edilmek üzeredir. Bir tören eşliğinde yürüyen genç kadınlar ellerinde başaklar, yiyecekler, su veya şarap gibi diğer adaklarıda taşımaktadırlar. Su kaynakları, ağaçlar, mağaralar ve çayırları temsil eden nimfaları memnun etmek adına yaptıkları bu eylem aslında yaşamsal kaygıları olan susuzluğun önlenebilmesi adına tuttukları dileklerin tanrıçalara adanan kurbanlar sayesinde gerçekleşebilmesidir.
İnsan varoluşundan itibaren başına gelen iyi olayların devam etmesini , kötü olayların da doğal olarak son bulmasını istemiştir. Bu yüzden ilk çağlardan itibaren engel olamadığı ve kendi kontrolü dışında gelişen felaketlerin olmamasını dilemek veya olumlu durumlara olan minnettarlığını göstermek için kendinden güçlü ve yüce kabul ettiği Doğa etkenlerine (Güneş, Ay, Yeryüzü, Ağaç, İnek, v.s)kurbanlar sunmaktadır.
(Eski Mezopotamya kültürlerinde kurban ritüelleri)
Bu Doğa etkenleri farklı zaman ve kültürlerde çeşitli insan, hayvan ve bitki özellikleriyle ilişkilendirilerek bulundukları dönemin tanrıça ve tanrıları olarak çağrılmaktadırlar. Günümüzde bu geleneği sürdüren farklı inanç sistemleri (Hinduizm, Şamanizm,..v.s), halen yaşamakta ve bazı gruplar kurban geleneğini de halen sürdürmektedir. Yahudilik, Hiristyanlık ve İslam dinlerinde ise bu Doğa etkenleri tek bir İlahi Güçte birleşmekte ve kurban geleneği sadece İslam dininde devam etmektedir. Yahudiler binlerce yıl önce çok tanrılı eski Mezopotamya kültürlerinde uygulandığı gibi tanrılarına insan kurban etmekteyken İbrahim peygamber radikal bir değişim yaparak insan yerine hayvan kurban edilmesini başlatmıştır.
(İbrahim peygamberin oğlu İsmal’i kurban etmeye hazırlandığı sahne, MS 10yy, Ravenna)
Yahudi inancında hayvan kurban etme geleneği MS 70 yılında tamamen son bulmuştur. Günümüzde muhafazakar Yahudiler ‘bir kişi büyük bir felaketten kurtulduğunda Tanrı’ya bir tavuk kurban etme’ geleneğini halen sürdürse de Yahudi din adamlarından filozof Rambam Tanrı’ya sunulan en büyük adağın dua etmek ve manevi değerleri yükseltmek olduğunu söylemektedir.
Tarih öncesinden itibaren uygulanmakta olan insan kurban etme geleneğinin günümüzde az sayıda da olsa devam ettiği görülmektedir. 1989 yılında Şile’de 5 yaşında bir çocuğun 1960’da meydana gelen büyük bir deprem ve tsunami sonrası okyanusun gazabını yatıştırmak için eski İnka geleneğine göre kurban edildiği ortaya çıkmıştır. Yine 1999 yılında Arjantin’de arkeologlar yüksek bir volkanik dağın tepesinde 500 yıl önce kurban edilmiş bir genç kızın mumyalanmış bedenini buldular. Bu insan kurban etme ritüeli Homeros’un İlyada isimli eserinde Agememnon’un kızı İphigenia’yı Truva savaşını kazanmak uğruna kurban etmek istemesinden ne kadar farklıdır? Yine aynı eserde Homeros tanrıça Artemis’in İphigenia’nın yerine kurban edilmesi için bir geyik getirdiğinden bahsetmektedir.
(İnkalı genç kızın mumyalanmış bedeni, İphigenia’nın kurban edilme sahnesi, Tanrıça Artemis ve İphigenia yerine kurban edilen geyik)
Japonya’da ise insan kurban etmeyle ilgili bulunan en eski yazılı kaynaklar MS 323 yılına tarihlenmektedir. Sütun insan anlamına gelen ve Hitobashira olarak isimlendirilen bu gelenek, özellikle genç kadınların baraj, köprü veya kale gibi yapıların doğal afetler sonucunda yıkılmaması için yapıların temeline canlı ve ayakta dik durur halde gömülmelerini içermektedir. Bu geleneğin Japonya’da daha sonra insanların onurlarını korumak adına kendilerini kurban etme eylemine (harakiri) ilham verdiği düşünülmektedir.
Görüldüğü üzere insan varoluşundan itibaren yaşamını devam ettirebilme içgüdüsü ile gelecekte olabilecek felaketlere karşı hissettiği kaygı ve korku duygularını yatıştırmak ve kontrol edemiyebileceği olaylardan korunmak adına ilahi güçlere kurbanlar sunmaktadır. Bu sayede ilahi güçlerin yatışacağını ve yaşamsal faaliyetlerini devam ettireceğini umut etmektedir. Aslında ölümden, maddi ve manevi kayıplardan korkan insan yine bir parçası olduğu ekosistemin dengesini masum canları kurban ederek bozmaktadır. Belki de İlahi Güce yaklaşmanın yolu dile getirilen Dualardan, Ağaç dallarına yazılan Dileklerden, yaşadığımız Doğa’yı korumaktan ve kendimizi Hayatın akışına bırakmaktan geçmektedir.

Dilek Ağacı….bereket, huzur, sağlık, neşe,sevgi……………
