Buğdayın Öyküsü

Ünlü ressam Van Gogh resimlerinde buğday tarlalarına oldukça fazla yer vermiştir. Kimbilir belki de rüzgarın esintisiyle farklı yönlere, Güneş ışıklarının kırılmasıyla farklı renklere bürünen, hareket halindeki buğday başakları onun fırça darbelerinin ve renk geçişlerinin ritmine inanılmaz bir uyum sağlıyordu. İnsanın hasat öncesi saatlerce seyredebileceği buğday başakları onun resimleriyle ölümsüzlüğe ulaşıyorlardı.

Eski Çağ betimlemelerinde ise tanrıçalar, tanrılar, kraliçeler ve krallar ellerinde tuttukları buğday başaklarıyla ölümsüzlüğe kavuşuyorlardı. Hasat dönemini dolayısıyla toprağın rahmini simgeleyen buğday başağı “burçlar kuşağındaki” başak takım yıldızının en parlak yıldızı “Spika” da ölümsüzlüğü ve yeniden doğuşu simgeleyen tanrıça değil miydi zaten?


Peki buğday başaklarına ithaf edilen bu yüce kavramlar ve anlamlar nereden kaynaklanmaktaydı? Eski İnsanlar tarih öncesinden itibaren buğdayla beslenmekteydiler. Bir gün rüzgar estiğinde başakları gözlemlerken üzerlerindeki tohumların toprağa saçıldığını, bazılarının ise başağın en tepesine tutunduklarını fark ettiler. İşte bu iri buğday tanesi onların daha sonradan ekmek yapımında kullanacakları tohum olacaktı. Eski dönemlerde en temel besin kaynaklarından biri olan buğday yaşama tutunmanın yanında ekonominin de can damarı sayılacaktı.

Bugün Güneydoğu Anadolu bölgesinde Karacadağ eteklerinde Dicle nehrinin kıyısında yer alan Çayönü Höyüğü, yabani buğdayın evcilleştirildiği ve avcılık toplayıcılıktan yerleşik düzene geçilen en eski yerleşim yerlerinden biridir. Burada yapılan araştırmaların sonucunda, ekmek yapımında kullanılan buğdayın emmer (triticum dicoccum) ve einkorn (triticum monococcum) grubu buğday cinslerinin karışımından elde edilmiş hibrit bir tür olduğu ortaya çıkmıştır.
Günümüzde ise en eski buğday cinsinin tohumu bir grup gönüllü tarafından tekrar tarıma kazandırılmıştır. Kavılca (Kablıca), çatal siyez veya gernik diye bilinen en eski buğday cinsi, tekrar bulunmasaydı binlerce yıldır Anadolu’da yetişmiş olan önemli bir besin daha yok olmuş olacaktı.

“Tohum olmadan buğday yetişmez” eski Mısır atasözü
