Öz kendini sınırlayan ve engelleyen kabuğundan yeterince güçlenerek çıktığında çıplak bir o kadar da güçlüdür. Önce kendine sonra da yanındakilere can vermek için yola çıkmıştır artık. Üzerinde kendi özünün kabuğundan başka zırhı yoktur. Bu kabuk sarmal şeklinde gelişmeye onu daha fazla korumaya devam edecektir, ta ki dışarıdan gelen bir darbe onu kırana ve yaralayana kadar, kökleri Yeryüzünün derinliklerine kolları ise Gökyüzüne doğru uzamaya devam edecektir.

İşte Öze, özellikle Kadının Özüne yapılan saldırıları protesto etmek için, Kübalı bir performans sanatçısı olan Ana Mendieta, bedenini Doğanın içinde sergileyerek anlık gösterimlerde bulunmuştur.

Çıplak olarak toprağın üzerine uzanmakta veya bedenini kır çiçekleriyle kaplayarak göstermektedir. Bedenini Eski Çağ tanrıçaları gibi sergilese de bu performanslarını ‘tanrıçayla ilişki kurmak yerine kendi içindeki tanrıçasallığa ulaşmak adına’ gerçekleştirdiği söylenebilir. Burada aynı zamanda Eski Çağlardan itibaren dişilik imgelerinin erkekler tarafından yaratılışı ve kontrol edilişine dair bir baş kaldırıda bulunmaktadır.

Halbuki, günümüzden binlerce yıl önce dişil enerjileri simgeleyen Tanrıça imgeleri toprağa, kayaya veya Dağ yamaçlarına yontularak tapınılmak için betimlenmemiş midir? Tapınmanın yanısıra Eski Çağlardan beri Kadına yapılan saygısızlığa ve şiddete karşı bir başkaldırı niyeti de taşımaz mı bu görsel imgeler? Burada erotizmin ötesinde bilgelik, yaratıcılık ve güç kavramları öne çıkmaktadır.

