
Ege Denizinin en derin körfezlerinden birinin koyu içinde kendini bir inci gibi korumaya devam eden eski bir şehirdir Smyrna. İsminin Türkçe söylenişi İzmir’dir ve sırrı isminde saklıdır. Bir Ananın kucağı gibi korumuştur koynuna giren nice gemileri. Belki de bu yüzden iç denizin Tanrıçası veya Kraliçesi olarak da tanınmaktadır. Tabii bunun esas nedeni korunaklı deniz kıyısında nice kültürlere ev sahipliği yapmış bereketi ve refahı simgeleyen bir şehir olmasıdır. Halkını en iyi şekilde besleyen sağlıklarını daim kılmaya çalışmış bir şehirdir Smyrna. Tarım, ticaret ve sağlık konusunda iyi hizmet etmiş bir şehirdir, bir annenin çocuğunu besler gibi bakmıştır koyunda yaşayanlara. İşte bu yüzden koruyucu İlahı Ana Tanrıça Kybele’dir. Farklı dönemlerde Artemis ve Athena gibi tanrıçalarla da özdeşleştirilmiştir. Bu isimlere eşlik eden bir diğer isim ise şehrin kendi adıdır.

Kimi Antik Çağ yazarlarına göre Smyrna, tarihe isimleri kadın savaşçılar olarak geçen Amazon kadınlarından birinin ismi, Grek mitolojisinde ise tanrılar tarafından sonradan mirha ağacına dönüştürülen Kıbrıs kralı Cinyras’ın kızıdır. Anadolu’dan derlenen mitik anlatılarda ise Afrodit’in sevgilisi Adonis’i (Samilerde Temmuz, Dumuzi) doğurmuştur. Adonis’ten bir mirha ağacının (myrrha) şişmesi ve karnının yarılmasıyla dünyaya geldiğinden söz edilmektedir.

Bu anlatı bereket metaforunun dişil enerjiyi temsil eden tanrıça yerine kullanılmış olduğunu açıkca göstermektedir. İsmi mür-mir-mirha olarak bilinen bir bitkiden türeyen Smyrna (myrrha) bereketi simgeleyen bir tanrıça ismidir. İlk olarak ne zaman kullanılmış olduğu bilinmemekle beraber S-myr-na (Σ-μύρνα) isminin ilk harfi olan S’nin, Hellen dilinde yazılışı ∑ dir. Sigma olarak tanımlanan harfin Fenike alfabesinden geldiği düşünülmektedir. Antik Çağda Fenikelilerin Akdeniz kültürleriyle özellikle ticaret yüzünden iç içe geçmiş etkileşimleri düşünülürse, dillerinin Miken ve Minoan alfabelerini ve en nihayetinde Hellen alfabesini etkilemiş olması kaçınılmazdır. Nitekim, yağının ve sakızının ticareti yapılan Afrika kökenli mirha bitkisinin Ege Denizinin limanlarına Fenikeliler tarafından getirilmiş olduğu öne sürülmektedir. Diğer taraftan Mirha ismi, MÖ 2. binin sonlarında Ege bölgesinin bir bölümünü hakimiyeti altına almış olan Mira krallığının ismini de çağrıştırmaktadır. Aralarındaki ses benzeşmesi kelimelerin birbirlerinden etkilenmiş olmalarına dair bir kanıt olarak kabul edilemese de isim etkileşimlerinin karşılıklı bir etkiye sahip oldukları aşikardır. Neticede değerli kabul edilen bir bitki şehir ve şehirlerin koruyucu tanrıçalarıyla özdeşleştirilmektedir. Tabii bir bitkinin isminin bir Tanrıça ile özdeşleştirilmesi hatta önemli bir şehrin ismi olması sadece İzmir için geçerli değildir. Antik çağda birçok şehir benzer şekilde tanımlanmıştır.
Bazı araştırmacılar Eski Mısır’da tedavi ve ritüel amaçlı kullanılan mirha bitkisinin betimlemelerinin kadın firavun Hatçepsut’un tapınağının duvarlarında resmedilmiş olduğunu ileri sürmektedirler. Bu betimlemelerde köylüler ağaçtan topladıkları reçineleri hasır sepetlerde taşırlarken görülmektedirler.


Eski Mısır kaynaklarında Mirha bitkisinin yağının çok önemli olduğundan, İncil’de ise bitkinin ticaretinden dolayı halkların refaha nasıl kavuştuğundan söz edilmektedir. Hatta, İsa peygamber doğduğunda kendisine üç kral tarafından getirilen hediyeler arasında Mirha yağı da bulunmaktadır. Bebek İsa’yı kutsamak için getirilmiş olan Mirha yağının aynı zamanda anti bakteriyal, iltihap önleyici, ruhsal alanda sağlamlaştırıcı ve ilham verici olduğunu unutmamak gerekir. Bütün bu bilgiler değerlendirildiğinde, Eski İzmir’in bir liman şehri ve aynı zamanda bir sağlık merkezi olduğu düşünülürse isminin bir tanrıça ismi olan mirha bitkisiyle özdeşleştirilmesi tesadüf olmasa gerek.


