Çok önceden terkedilmiş veya halen yaşamakta olan antik şehirler……. Her ikisi de nedense ebediyete ulaşmış sevdiğiniz bir yakınınızın hatıraları gibi beklemediğiniz bir anda sizi duygulandıracak anlık hareketli imgeler sunar. Bir anda belki birkaç yıl belki de binlerce yıl öncesine gidebilirsiniz. Hele bir de tanıdık bir kokuya esintide eklenmişse daha uzun sürer o anda kalışınız sonra bir tebessümle ayrılırsınız o kareden ve daima ileri sardığını düşündüğünüz sarmalınızın içinde devam edersiniz yürümeye. Taşlı yollarda izi kalmış çiziklere takılınca da gözleriniz içinizden ” meğer neresi uzaksa o kadar da yakınmış” deyiverirsiniz.

Roma sokaklarında yürürken de herzaman böyle hissettim. Tiber nehri kıyısı boyunca uzanan çınarları seyre dalarken, Villa Giulia’nın bahçesindeki çeşmenin (nymphaion) gizemli karyatidlerine bakarken, biricik annemle Trevi çeşmesinden akan suyun sesini dinlerken, Bernini’nin nehir tanrılarını sergilemiş olduğu Navona meydanında Cadılar Bayramını kutlamakta olan anne ve oğluyla sohbet ederken, Trastevere’de pizza yerken…….Babam da bizimleydi.