1002079_1280x720

Dün gece binaların arasından ve şehir gürültüsünün içinden izledim Ay tutulmasını. Ay ışığı muhteşemdi ve var olmamızın heyecanını yaşatıyordu. O an Gökyüzü hakkında onca bilgiye sahip iken, bir o kadar da doğadan o denli uzak kaldığımızı hissettim. Bir an için kendimi bugün Irak sınırları içinde olan Sümer şehri Ur’da Ziggurat tapınağının çatısından ve Mısır’da Nil nehrinde papirüs kamışından yapılmış bir kayıktan Gökyüzünü izlerken düşledim. Yüksek binaların gürültüsünün ve güçlü ışıkların olmadığı sessiz bir gecenin içinde olmanın mutluluğunu yaşadım.

Bu deneyim kişinin geçmiş hakkında öğrendiği şeyler sayesinde çizgisel bir zamana bağlı kalmadan kendi kurguladığı bir mekana seyahat edebileceğini gösteriyordu.  Bu sanal seyahati tetikleyen bilgi aslında günümüzden 4000 yıl önce Ur şehrinde yaşamış olan kahinlerin kil tabletlere tarihteki en eski Ay tutulmalarını yazmalarıydı. Tıpkı bugün birçok astronomun ve astroloğun aynı merak ve tutkuyla edindikleri bilgileri dijital tabletlere kaydetmeleri gibi.

Günün bütün o meşguliyeti içinde kısa bir süre olsa dahi gözlerimizi Gökyüzüne çevirmek yalnız ayağımızın bastığı yere değil Gökyüzüne de ait olduğumuzu hissettirmez mi? Eski Mısırlılar geçmişte yaşamış diğer topluluklar gibi Yeryüzüne, Yer Altına ve Gökyüzüne kutsal tanrı ve tanrıçalarının isimlerini vermişlerdir. Onlar için doğayı ilahlaştırmada özellikle Gökyüzünün ayrı bir önemi vardı. Örneğin, MÖ 15. yüzyılda yaşamış Eski Mısır’ın kadın firavunu Hatçepsut’un baş mimarı Senemut’un mezarının tavanını kaplayan yıldız haritası bilinen en erken Gökyüzü diyagramı betimlemesidir.

senmutnorth

Araştırmacılar Senemut’un gömülürken Orion ve Sirius yıldızlarını gözlemleyecek şekilde konumlandırıldığını belirtmektedirler. Belki Senemut yattığı yerden atalarının diğer bir deyişle kökeninin ait olduğu yeri gözlemlemektedir. Bu günümüzde bilim insanlarının” Bizim bedenlerimiz yıldız tozlarından ve galaksilerde oluşan patlamalardan oluşmaktadır” söylemleriyle ne kadarda uyuşmaktadır. Bizi evrene bağlayan ve bedenlerimizi yeniden yapılandıran yıldız tozları bitkiler yoluyla da besin olarak sürekli  vücudumuza girmektedir.

3BE7A3A300000578-4095662-image-a-2_1483734645989

Hidrojen,  oksijen, karbon, nitrojen, sülfür, fosfor ve diğer elementlerden oluşan organlarımız bugün astrofizikçi patalog doktorlar tarafından araştırılmakta ve tedavisi kanser gibi zor olan hastalıklara çare aranmaktadır. Bilimde ulaşılan bu son durum günümüzden neredeyse 2500 yıl önce yaşamış olan tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat’ın sözlerini aklımıza getirmez mi?

“Astroloji bilgisine sahip olmayan bir doktor, kendisini doktor olarak adlandırma hakkına sahip değildir” Hipokrat

O zaman Hipokrat’ın dediği gibi kendi bedenimizi daha iyi tanımak için anavatanımız olan Gök Küre’nin dilini öğrenmeye ne dersiniz?

nebra gökyüzü diski

Nebra Gökyüzü Diski (MÖ 2000-1600), Saxony-Anhalt, Almanya.